Zeytinyağı Sektörü: Ben Olmaz, Biz Olmalı — Ferhan Tolga Özen
Yayımlanmış Makale
Bu yazı Bilge Ağaç Dergisi'nde yayımlanan Ferhan Tolga Özen imzalı makaledir — 26.08.2019.
Türkiye, dünyanın en büyük zeytinyağı üreticilerinden biri olmasına rağmen, iç pazardaki tüketim rakamları zeytinyağı kültürünün henüz yeterince yerleşmediğini göstermektedir. Zeytinyağının sağlık değerini, ticari potansiyelini ve uluslararası rekabet gücünü artırmanın yolu, sektörün bireysel çabaları yerine ortak hareket etme iradesinden geçer. Bu yazı, zeytinyağı üreticilerinin karşılaştığı en temel çıkmaz üzerine bir davettir: rekabeti bölünmeye çevirmek yerine, zeytinyağını dünya sahnesinde hak ettiği yere taşımak için birleşme çağrısı.
Zeytinyağı sektörü olarak birlikte büyüme zamanı. Kişisel egolar bir kenara, ortak hedefler öne çıkmalı.
Amaç
Zeytinyağı sektöründeki anlaşmazlıkların temel nedenini ortaya koyarak, sektörün büyümesi için birlik ve markalaşmanın neden şart olduğunu aktarmak.
Her Konuda Uzlaşmak Zorunda Değiliz
"Birbirimizi anlamıyoruz, fikir birliği sağlayamıyoruz, anlaşamıyoruz" — bu sözler günlük yaşantımızda en çok kullandığımız kelimelerden olmaya başladı. Özel yaşamımızdan iş ilişkilerimize, ticari hayatımızdan siyasi söylemlere kadar her konuşmada çokça duyduğumuz sözler bunlar. Sosyal medya üzerinden aklımıza geleni söylüyor, yüz yüze gelince ise kendi rolümüzü oynuyoruz. "Benim dediğim olsun" istiyoruz, uzlaşamayınca da kendi yolumuza gidiyoruz.
Zeytinyağı Sektöründe de Farklı Değil
Zeytinyağı sektöründe de bolca karşılaştığımız durumlar bunlar. "Kuzey Ege zeytini mi iyidir, Güney Ege zeytini mi iyidir?" "Soğuk sıkım mı iyidir, sıcak sıkım mı tercih edilmelidir?" "Erken hasat var mıdır, yok mudur?" Uzlaşamamanın da normal olduğunu kabul edip bunun üzerinden bir formül geliştirmemiz lazım. Yoksa bu durum birlik ve beraberliğimizi bozacak gibi görünüyor. Tam da bir araya gelip dünya pazarında iyi şeyler yapabileceğimiz bir noktaya gelmişken…
Peki, nedir bu anlaşmazlıkların temel nedeni? Bence en önemlisi, farklı farklı zeytinyağı üretimi yapan bu kadar fazla üretici için mevcut pazarın küçük olması. O kadar küçük ki, geçen senelerde fiyatı enflasyonla doğru orantılı artmayan ender ürünlerden… Bu kırılganlığı aşmak için önce iç pazarı büyütmek, ardından dünya sahnesinde daha güçlü bir yer edinmek şarttır.
Zeytinyağı Sektöründe Markalaşmak ve Pazarlamak
"Pazar küçük" derken ne demek istiyorum? Türkiye, kişi başı tüketimde, zeytinyağı üreten önde gelen ülkelerin çok çok gerisinde. Yunanistan'da kişi başı 13, İspanya'da 11 kilogram iken, bizde sadece 1.5 kilogram civarı. Pazar büyümesinin ilk sağlanacağı yer kendi ülkemiz olmalı.
Dünyaya baktığımızda toplam üretilen yağların sadece yüzde 5'i zeytinyağı. Bu yüzde 5'lik pazardan bizim payımıza düşen yüzde 10'u bile bulmuyor. Yapılacak ikinci iş, bu oranımızı artırmanın yollarını bulmak. Bu anlamda markalaşmak ve bu markaları layıkıyla pazarlamak, zeytinyağı sektörümüzün geleceği için çok önemli.
Zeytinyağı Sektörü Rakamları
Türkiye kişi başı tüketim: ~1.5 kg
Yunanistan kişi başı tüketim: 13 kg
İspanya kişi başı tüketim: 11 kg
Dünya yağ üretiminde zeytinyağı payı: %5
Türkiye'nin bu paydan aldığı: %10'dan az
Büyüme potansiyelimiz devasa.
Kişisel Egolardan Sıyrılalım
Bir araya gelmeliyiz. Zeytinyağı sektöründe hepimiz ortak değerler üretmek zorundayız. Zeytinyağı sektörünü bir araya getirecek en önemli sivil toplum kuruluşları da dernekler. Kanunda yapılan tanımlamadan da anlaşılacağı üzere bir teşekkülün dernek sayılabilmesi için gerekli en önemli şart, "kişi birlikteliğine dayanması ve kazanç paylaşımı gayesi dışında" kurulmuş olmasıdır. Peki bunun dışındaki bir durum öze zarar vermez mi?
Artık kendimize gelelim. Hiç kimsenin bu ülkenin güzide zeytinyağı üreticilerini küstürmeye hakkı yok. Rekabet ortamı kendimizi geliştirmek için çok değerli. Amaç, bu gelişime katkı sunmak olmalı. Birlik olma zamanı iken bunu yok etmeye çalışanlara engel olunmalı.
Zeytinyağı sektörünü uluslararası alanda başarıyla temsil eden, çok değerli ödüller alan üreticilerimiz var. Hepsinin emeklerine sağlık. Ülkemiz böyle bir ivme yakalamışken… Kategoriler bile değişmeye başlayacakken… Küçük hesaplarımız için bölünmeler yaratmak değil, ülkemiz için birlik olma zamanıdır.
Kişisel egolarımızı lütfen bir kenara bırakalım. "Nasıl yurt içi pazarı büyütürüz?", "Dünya pazarından nasıl daha fazla pay alırız?" — buna odaklanalım.
Enerjimizi Doğru Harcayalım
Atılacak her doğru adım, içimizdeki küçük uzlaşmazlıkların önünü kesecektir.
Sıcak sıkımcısı da, soğuk sıkımcısı da, erken hasatçısı da, Kuzey Ege'si de, Güney Ege'si de emeğinin karşılığını aldığı sürece bu tartışmaların hiçbiri olmayacaktır. Her ürünün pazarı farklı. Her doğru üretim yapan üreticiye ihtiyacımız var. Hatta öyle bir yapı yaratalım ki, soğuk sıkımcısı sıcak sıkımcının ürününü de pazarlasın. Güney Ege yağ stokları bittiği için Kuzey Ege'nin yağlarını satsın, iş birliktelikleri artsın.
Zeytinyağı sektörü olarak enerjimizi doğru işlerde harcayalım. İspanya, İtalya, Yunanistan, Tunus, Türkiye sıralamasını değiştirip, ülkemizi dünyada zirveye çıkaralım.
Fenolive'in Duruşu
Zeytinyağı sektöründe kaliteyi artırmanın, markalaşmanın ve dünya pazarında söz sahibi olmanın en güçlü yolu: belgelenmiş, şeffaf ve bilimsel üretim anlayışıdır.
Fenolive, bu anlayışı temsil eden bir marka olarak London IOOC'de Sağlık İddiası kategorisinde altın madalya almıştır. Sektörümüzün dünya sahnesindeki en güçlü argümanı, işte bu tür belgelenmiş kalitedir.
Birlikte büyüdüğümüzde, her üreticinin kazanacağına inanıyoruz. Üretim anlayışımızın detayları için Tlos Olive hakkımızda sayfamızı inceleyebilirsiniz; polifenolün bilimsel arka planı için ise Polifenol Nedir? yazımıza göz atabilirsiniz.
Sonuç: Birlik Zamanı
Zeytinyağı sektörünün önündeki en büyük fırsat, iç pazarı büyütmek ve dünya sahnesinde daha güçlü bir konuma gelmektir. Bu fırsatı değerlendirebilmek için zeytinyağı sektörü olarak birlikte hareket etmek şarttır. Kişisel çıkarlar değil, ortak hedefler belirleyici olmalıdır.
Yazıdan Bu Yana: Zeytinyağı Sektörünün Güncel Durumu
Bu yazının kaleme alındığı 2019 yılından bu yana, Türkiye zeytinyağı üretimi önemli bir büyüme ivmesi yakalamıştır. Türkiye 650 bin tonu aşan yıllık zeytinyağı üretimi ile dünya ikincisi konumuna yükselmiş, sofralık zeytinde ise 1.2 milyon ton üretimle dünya birinciliğini korumaktadır. Ancak iç pazardaki kişi başı zeytinyağı tüketimi hâlâ Yunanistan ve İspanya'nın çok gerisindedir.
Türk zeytinyağı markalarının uluslararası yarışmalardaki başarıları son yıllarda artmış; Sağlık İddiası kategorisindeki altın madalyalar, Türkiye'nin yüksek polifenollü zeytinyağı üretiminde dünya sıralamasına ciddi biçimde yerleştiğini göstermektedir. Zeytinyağının sağlık değerini ön plana çıkaran bu yeni dönem, markalaşma çağrısının ne kadar isabetli olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu makalenin çekirdek mesajı bugün de geçerliğini korumaktadır: Türk zeytinyağı üreticilerinin ortak değerler etrafında buluşması, zeytinyağı kültürünün iç pazarda derinleşmesi ve belgelenmiş kalitenin uluslararası arenada temsil edilmesi — sektörün sürdürülebilir büyümesinin üç temel direğidir.